Ramazan özel: Peygamber efendimiz Ramazan ayında neler yapardı?

27 Şubat 2026

A
A

KKTC'nin din görevlileri tarafından hazırlanan özel yazılar, Ramazan ayı boyunca her gün bu sayfada yayımlanıyor.

ZgotmplZ

Salih Özcan - Büyükkonuk Cami İmam Hatibi

"Ey Allah’ın kulları!.. Allah’tan hakkıyla korkun."

            Rabbimiz; "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır." (Bakara, 2/185.)

            Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle müjdeliyor: “Her kim inanarak ve (sevabını Allah"tan) umarak Kadir gecesini ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır. Her kim Ramazan orucunu inanarak ve (mükâfatını Allah"tan) umarak tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhârî, es-Sahih, Savm, 6/1901.)

 “Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem azabından kurtuluş” olan mübarek Ramazan ayı, bizlerin mümin ve Müslüman kimliğini inşa eden ve manevi gelişimimizi zirveye taşıyan en merkezi zaman dilimlerinden biridir. Rehberimiz Hz. Peygamber (s.a.s.), bu ayı sadece oruçla değil, hayatın her alanına yayılan bir kulluk bilinciyle ihya etmiştir. O’nun tesis ettiği sünnetlerin günümüzdeki izdüşümlerini şu pratikler üzerinden tefekkür edebiliriz:

Efendimiz (s.a.s.), hayatının her anını şükür ve ibadetle geçirse de on bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif kapıya dayandığında, Peygamberimiz’in kulluk ve ibadet aşkı bambaşka bir derinliğe bürünür, kulluk gayreti daha da ziyadeleşir adeta kullukta zirveleşirdi.

O Ramazan ayını ibadetle ihya ederdi; Gecenin Nurdan Aydınlığı (Teheccüd ve Teravih)

Allah Resûlü (sas.), farz olan namazların ardından en faziletli ibadetin gece namazı (teheccüd) olduğunu ifade etmişlerdir. Bu kıymetli vakitleri daha zinde ve verimli geçirebilmek için Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ve ashabı, hem bölgenin yakıcı sıcağından korunmak hem de gece ibadetine dinç kalkabilmek için, önemli işleri olmadıklarında “kaylûle” uykusunu bir destek olarak görürlerdi ve müminlere tavsiye etmiştir.

Nitekim, İbn-i Abbâs’dan (ra.) rivayet edildiğine Peygamberimiz (sas.): “Gündüz orucu için seher (sahur) yemeğinden ve gece ibâdetine kalkmak için öğle istirahatından (kaylûle) yararlanın" (İbn Mace, es-Sünen, ‘Salat’,1/540(1693); Buhari, es-Sahih, ‘Salat’, 1/96(441-442).) buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz bir defasında Abdullah ibni Ömer (r.a) için: “Abdullah ne iyi adamdır! Keşke bir de geceleyin namaz kılsa…” (Buhari, es-Sahih, ‘Teheccüd’, 2/49(1121); Müslim, es-Sahih, ‘Fedailus Sahabe’,4/1927(2479).) şeklindeki zarif teşvikiyle de ashabını seher vakitlerini ihya etmeye yönlendirmiştir.

Teravih namazı, Allah Resûlü’nün (s.a.s.) Ramazan gecelerini ihya etme konusunda derin bir arzu ve iştiyakının nişanesidir. O, bu mübarek gecelerin feyzinden mahrum kalmamak adına teravih namazına büyük bir ehemmiyet vermiş; ümmetine olan eşsiz merhametinin bir nişanesi olarak, bizleri bu manevi sofraya davet etmiştir; hem bizzat kılıp ashabına imamlık ederek bu namazın neşesini kalplere aşılamış, hem de: “Kim inanarak ve sevabını sadece Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutar ve gecelerini ibadetle (teravihle) ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.” (Müslim, es-Sahih,İkame’, 1/420( 1326) ; Tirmizi, es-Sünen, ‘Savm’ 3/58(683).) müjdesiyle bizleri bu manevi ziyafete davet etmiştir.

Kur’an ve Mukabele;

Ramazan ayını ‘on bir ayın sultanı’ kılan en temel husus, şüphesiz ki insanlığın hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmeye başlanmış olmasıdır. Bu ilahi ikrama bir şükür nişanesi olarak Allah Resulü (s.a.s.), her yılın Ramazan ayında vahiy meleği Cebrail (a.s.) ile bir araya gelir, o güne kadar nazil olan ayetleri karşılıklı olarak birbirlerine okurlardı. Peygamber Efendimizin (as) vefat ettiği Ramazan ayında ise bu arz ve mukabele olayı iki kere olmuştur. Mukabele Peygamber Efendimizin sünnetlerindendir. Nitekim,  İbn Abbas’dan (ra) rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:  "Rasûllullah (sas) insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil’in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil (as) Ramazan'ın her gecesinde Nebi (sas) ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah ( Cebrâil ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” (Buhari, es-Sahih, ‘Bedyu’l Vahyi’, 1/8(6), 3/26(1902); Müslim, es-Sahih, ‘Fedail’ 4/1803(2308).)

İtikaf ve Son On Gün;

Ramazan ayı bir merdiven gibidir; her gün bizi Allah’a bir adım daha yaklaştırmaktadır. Bu manevi yolculuğun zirvesi ise son on gündür. Ramazan ayı son on gününde Efendimiz dünyaya ait işlerden tamamen uzaklaşır, mescitte itikafa girerek Kadir Gecesi’ni arar ve vaktini tamamen zikir ve dua ile geçirirdi.

Hz. Aişe (r.anha) validemizin rivayetine göre; “Ramazanın son on günü girince Resûlüllah (sas) geceleri ihya eder, ailesini uyandırır, ibadete karşı daha ciddi­yet gösterir ve paçaları sıvardı.” (Buhari, es-Sahih, ‘Salat Teravih’, 3/47(2024); Müslim, es-Sahih ‘İtikaf’, 2/832(1174))

İftar ve Sahur Yemeklerine Özen Gösterirdi;

İslam inancına göre Ramazan, sadece bir aç kalma ibadeti değil, ruhun arındığı ve Allah’a yakınlığın zirveye ulaştığı mübarek bir zaman dilimidir. Bu zaman diliminin başlangıç noktası olan sahur ve nihayeti olan iftar, Peygamber Efendimiz tarafından büyük müjdelerle müjelenmiştir. Resulullah (as), Ramazan ayını bir ibadet ve arınma mevsimi olarak görür, sahur ve iftar vakitlerini de bu ibadetin en bereketli dilimleri olarak değerlendirirdi. Nitekim Enes’in (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sahur yemeği yiyin. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.” (Buhari, es-Sahih, ‘Savm’, 20; Müslim, es-Sahih ‘Sıyâm’, 45; İbn Mace, es-Sünen,’Savm’,1/540(1694).)

Zeyd b. Hâlid el-Cühenî’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir oruçluya iftar yemeği yedirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap verilir; oruçlunun ecrinden de hiçbir şey eksiltilmez.” (Tirmizî, es-Sünen, ‘Savm,’ 3/162(807).)

Keza, Hz. Peygamber'in (s.a.) iftar ettiği zaman şöyle dediği­ni haber verilmiştir: “Ey Allah’ım! Sadece senin için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açtım.”

İftar Davetlerine İcabet Ederdi;

Allah Resûlü (s.a.s.), Ramazan ayını sadece bir ibadet vakti değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın ve merhametin zirve yaptığı bir “gönül seferberliği” olarak yaşardı. İftar sofralarını paylaşmanın bereketi olarak görürdü. Öyle ki Peygamberimiz (sas.) zengin-fakir ayrımı yapmadan her iftar davetine icabet eder, misafirsiz sofraya oturmamaya özen gösterirdi. Bu vesîle ile şöyle buyurmuştur: “Her kim bir oruçluya iftar yemeği yedirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap verilir; oruçlunun ecrinden de hiçbir şey eksiltilmez.” (Tirmizî, es-Sünen, 'Savm’, 82 (807).) Kendisi de iftar davetlerine icabet etmiş, davet sahiplerine övgüde bulunmuştur. Nitekim Sa’d b. Ubâde'nin (ra) iftar davetine icabet ettiğinde, iftarda kendisine ikram edilen ekmek ile zeytinyağını yedikten sonra, genellikle başkalarıyla iftar ederken okuduğu şu duayı okumuştur: “Eftara ındekümü’s-sâimûn ve ekele taâmekümü’l-ebrâr ve sallet aleykümü’l-melâiketü. (Yanınızda oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyiler yesin ve melekler size rahmet dilesin.)” (Ebû Dâvûd, es-Sünen Et’ıme’, 54(3854).)

Hayır ve Hasenâtını Artırırdı; Ramazan Cömertlik ve Paylaşmanın Zirvesiydi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), cömertliği Allah’a ve cennete yaklaştıran en yüce vasıflardan biri olarak görmüş; kendisinden bir şey isteyeni asla geri çevirmemiştir. Onun bu cömertliği, Ramazan ayı geldiğinde adeta sağanak bir yağmura dönüşürdü.

Enes (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle nakletmiştir: “Rasûlullah (s.a.v.)’me hangi sadaka değerli ve kıymetlidir? Diye sorulduğunda. Resulullah (sas.) buyurdular ki: “Ramazanda verilen sadakadır.” (Tirmizî, es-Sünen, ‘Zekat’3/42(663).)

Küçük de olsa paylaşmayı esirgemez ve infakın sadece zenginlere has olmadığını ifade etmek için Zeyd bin Sâbit’e (r.a.); "Eğer verecek bir şeyin yoksa, bir parça ip ile dahi olsa halkla birlikte fıtır sadakasını ver" buyurarak, her müminin gücü nispetinde bu iyilik kervanına katılması gerektiğini belirtmiştir.

Yetim ve Çocukları Sevindirirdi;

Çocukların sevincini her şeyin üstünde tutardı. Her zaman olduğu gibi, Ramazan ayında ve bayramlarda çocukları kucaklar, bayramlarını tebrik eder, onlara ikramlarda bulunurdu. Nitekim; “Bir bayram sabahı, sokaktan geçerken oyun oynayan çocukların içinde birinin mahzun durduğunu görünce yanına varmış, mübârek elleriyle başını okşamış ve niçin arkadaşlarıyla oynamadığını sormuştu. Çocuk da; “Benim babam şehid oldu diye cevap verince, Peygamber Efendimiz (sas) çocuğun üzgün ve mâsum yüzünü avuçlarının içine alıp; "Benim baban, Âişe’nin annen, Hasan ve Hüseyin’in de kardeşlerin olmasını ister misin?” diye sormuştu. (İbn Hacer, İsâbe, I, 302.)

Zikredilen tüm bu hakikatler göstermektedir ki; Allah Resûlü (sas) için Ramazan ayı, sadece belirli saatlerde aç kalmaktan ibaret bir takvim dilimi değil, ruhun vahiyle yeniden inşa edildiği, toplumsal dayanışmanın zirve yaptığı ve kulun Rabbine en saf haliyle yöneldiği bir manevi arınma mektebidir. O’nun sahurundaki bereket, teravihindeki iştiyak, mukabelesindeki sadakat ve iftar sofralarındaki cömertlik, biz müminler için eskimez birer rehberdir.

Bizlere düşen; Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) bu mübarek ayı ihya ederken sergilediği ibadet derinliğini, paylaşma ahlakını ve nezaketini günümüz dünyasına taşımaktır. Ramazan’ın evvelindeki rahmeti, ortasındaki mağfireti ve sonundaki necatı (kurtuluşu) kuşanmak; ancak O’nun izinden giderek, Kur’an’ın aydınlığında ve sünnetin rehberliğinde bir hayat sürmekle mümkündür.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR


Yorum Yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.Giriş yapmak için tıklayınız.

Tüm Yorumlar