
Ramazan özel: Dua ve adabı
8 Mart 2026
KKTC'nin din görevlileri tarafından hazırlanan özel yazılar, Ramazan ayı boyunca her gün bu sayfada yayımlanıyor.
Osman Aslan
Çağırmak, yardım talep etmek, yalvarmak, sığınmak, nida gibi mânâlara gelen “dua”, terim olarak, kulun samimi ve içten bir şekilde Allah’a sığınmasını ve yakarışını, Allah’ın yüceliği karşısında güçsüzlüğünü itiraf etmesini, sevgi ve tazim duyguları içerisinde O’nun lütfunu, yardımını ve affını dilemesini ifade eder.
Dua, aynı zamanda kulun Yaratıcısıyla sürekli bir biçimde iletişim içerisinde bulunduğu bir ibadet çeşididir. Nitekim Hz. Peygamber (sav) dua ile ilgili olarak, “Dua ibadetin özüdür.” buyurmuş, başka bir rivayette ise, “Dua ibadetin ta kendisidir.” dedikten sonra şu âyeti okumuştur: “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış hâlde cehenneme gireceklerdir.”
Kulun dua ile Allah’a yönelmesi, aslında O’nu hakkıyla tanımaya çalıştığı ve tazim ettiği anlamına geldiği gibi kulun Allah (cc) karşısında haddini ve konumunu bilmesini de ifade etmekte, O’nun büyüklüğü karşısında sevgi ve saygı ile boyun eğmesini göstermektedir. Belki de bu sebeple dua, kulluğun ve ibadetin özü sayılmıştır.
Bir başka ifadeyle dua, Allah ile kul arasında bir diyalog geliştirmek, bir iletişim kurmaktır. Bu iletişim esnasında kul, kendini yaratan Rabbine samimi şekilde hâlini arz eder; âcizliğini, güçsüzlüğünü dile getirir; bunun karşısında o yüce makamdan yardım, bağış, af, merhamet, güç ve destek ister. Böylece O’na olan bağlılığını, teslimiyetini ve samimiyetini gösterir.
İnsan ve Allah arasındaki bu iletişim herhangi bir zaman ve mekânla sınırlanamaz. İnsan, her an ve her durumda dua edebilir. "Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!" âyeti bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmektedir.
İnsan, hayatı boyunca üstesinden gelemeyeceği birçok şeyle karşılaşır; öfke, keder, sıkıntı, korku, âcizlik, yalnızlık ve ümitsizlik gibi hâller yaşar. Özellikle zorlandığı zamanlarda Allah’a dua etme ihtiyacı hisseder. Zira Yüce Allah’ın duayı kabul edeceği ümidi, dua edenin üzüntü ve kederini hafifletir; ona dayanma gücü ve sabır verir. Bu sıkıntılar karşısında dua, Resûlullah’ın (sav) da buyurduğu üzere, "müminin silahı" konumundadır.
Allah Resûlü (sav), "Sizden her kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmıştır. Allah’tan istenilen şeyler arasında O’na en sevimli geleni, afiyettir." dedikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:
"Dua, başa gelen ve henüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Ey Allah’ın kulları, duaya sarılın!"
Ancak sadece darda kaldığı anlarda Allah’ı hatırlayarak dua eden kimse, Kur’ân-ı Kerîm’de kınanmaktadır. Oysa insan, her an Allah’a muhtaç olduğunun, O’nunla kurduğu bağı her an sağlam ve taze tutması gerektiğinin şuurunda olmalıdır. Nitekim Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Sıkıntılı ve ıstıraplı anlarda duasının Allah tarafından kabul edilmesi her kimi sevindirirse, bolluk ve ferahlık zamanlarında duasını çoğaltsın."
Duanın yasak olduğu bir zaman dilimi yoktur. Aksine, âyet ve hadislerde bazı vakit ve durumlarda yapılan duaların daha makbul olduğu belirtilmiştir. Bu vakitler, kulun Rabbine daha yakın olacağı özel zamanlardır. Seher vakitleri bu değerli zaman dilimlerinden birisidir.
Rabbimiz, "Onlar, (takva sahipleri) seher vakitlerinde bağışlanma dilerler." âyeti ile bu vaktin kıymetine dikkat çeker. Allah Resûlü (sav) de dua için, gecenin son üçte birinin önemli olduğuna vurgu yapar. Zira bu vakitte Rabbimiz dünya semasına tecelli eder ve şöyle der:
"Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim. Benden bir şey isteyen yok mu, istediğini vereyim. Af dileyen yok mu, onu bağışlayayım."
Resûl-i Ekrem’in (sav) hayatına baktığımız zaman, duanın onun hayatının her noktasını kuşattığı görülmektedir. Günlük hayatın akışı içinde duayı âdeta vazgeçilmez bir unsur olarak gören Sevgili Peygamberimiz (sav), sabah uyandığında kendisini yeni bir güne daha ulaştıran Rabbine dua ederek güne başlar ve yaptığı her işte Allah’ın rızasını gözettiğini, Rabbine dua ederek ortaya koyardı. Bir iş yapmak istediğinde, "Allah’ım! Bana hayırlısını ver ve benim için en uygun olanı seç." diye niyazda bulunurdu. Kısacası Allah Resûlü (sav) hayatının her alanını dualarıyla zenginleştiriyor, ruhunu dua ile besliyor ve teskin ediyordu.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Bizi Facebook'ta takip edin!
mykibris.com'u Facebook üzerinden takip edin, son paylaşımlardan haberdar olun.






























Yorum Yap
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.Giriş yapmak için tıklayınız.
Tüm Yorumlar