Ramazan özel: Ada travması ve Ramazan

15 Mart 2026

A
A

KKTC'nin din görevlileri tarafından hazırlanan özel yazılar, Ramazan ayı boyunca her gün bu sayfada yayımlanıyor.

ZgotmplZ

Havva Yıldırım

ADA TRAVMASI VE RAMAZAN: TOPLUMSAL HAFIZANIN ONARICI SESSİZLİĞİ

Her coğrafya taşıyla toprağıyla değil, yaşanmışlıklarıyla da toplumun zihninde derin izler bırakır. Kıbrıs Adası da tam da böyle bir yerdir. Dışardan bakıldığında denizle çevrili, sakin, huzurlu ve kendisine özgü bir yaşantısıyla herkesin hayalini kurduğu nadide bir yerken, içerisine girip bakıldığında da hiç de öyle olmadığı görülür. Tarih boyunca sürekli göçler almış, uğruna savaşlar yapılmış, ayrılıklar ve yarım kalan hikayelerle aslında adanın ruhuna travma sessizce işlemiştir. Bu yüzden bu travma kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal bir hafızadır. 

Toplumsal hafıza, sadece tarih kitaplarında anlatılan olaylardan ibaret değildir. Toplumsal hafıza; Hatice ninenin henüz genç bir kadınken savaşa gitmiş eşinin arkasından köye yapılacak bir baskından kaçarak, kucağında bebeğiyle yaşları yediyi geçmeyen beş çocuğuyla, güneyden kuzeye kaçabilmek için dağlardan geçerek yaptıkları zorlu kaçışın izidir. Birçok köyde kilise, okul gibi toplanma yerlerinde günlerce esir tutulup, başlarına ne geleceğini bilmeden belirsizlik ve korkuyla karışık hisler yaşayan, çoğunluğu yaşlı, kadın ve çocuktan oluşan insanların bütüncül travmasıdır. Aynı zamanda Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde kadın, çocuk, yaşlı ve genç demeden insanların toplu katledilip gömülmeleri yaşayan ailelerin hiç sarılamayan derin yarasıdır. Bu saydığım sadece bir iki olay ve yer ancak bunun gibi daha birçok yerde yarım kalmış hikayeler, kayıplar ve komşuluklar var. Bunlar halen daha konuşulmamış, yası tutulmamış acılar olup, bilinçdışında bir travma olarak varlığını sürdürmektedir.

Travmanın en belirgin özelliği ise bir tehdit karşısında hissedilen yoğun korku, çaresizlik ve dehşet duygularıdır. Travma yaşamış olan insanlar, günlük hayatlarında bu anıları hatırlayıp, o anları tekrar tekrar yaşayabilir. Yaşamış olduğu olayları hatırlatan kişilerden ve yerlerden kaçabilirler. Güvensizlik hissi baskın olabileceği gibi kolay irkilme, öfke patlamaları ve uyku düzenine bozulmalar olabilir. Buna ek olarak yaşanan travmanın en kalıcı etkileri arasında, öldürülen ailesinin yanında olamamanın vermiş olduğu “suçluluk” hissi, kirletilen bedenden ziyade kirletilen duygu ve düşünceler nedeniyle gelişen “utanç” duygusu ve gözler önünde yaşanan onca vahşete karşı sessiz kalıp bir şey yapamamanın vermiş olduğu “çaresizlik” hissi de görülebilir. Toplumsal düzeyde ise bu yaşanmışlıkların yansımaları da birbirlerine mesafeli insanlar, temkinli ilişkiler ve “bizden olan-olmayan” ayrımlar şeklinde kendini gösterebilir.

Tam da bu noktada, Ramazan ayının onarıcı manevi gücü aslında insanları bir araya getirip, travmanın panzehiri olan güven duygusunu aşılar. Beraber hazırlanan sofralarda, beraber açılan iftarlarda, geçmişte yaşanmış acılar konuşulmasa bile bir araya gelindiğinde “yalnız değilsin” mesajı aslında insanda onarıcı bir etki yapabiliyor. Bu manevi iklim asırlardır İslam beldelerinde var. Ramazan ayı aslında adada yaşayan insanların savaştan önceki komşuluklarını ve iftarlarını hatırlatarak yüzlerinde tebessüm oluşmasına neden olur. Toplu iftar yapmadıkları zaman bile muhakkak yaptıkları yemeklerden komşularına gönderdiklerini, çokça vurgulanan birlik ve beraberlik hikayelerini dinlersiniz. Bununla birlikte Ramazan ayının sadece aç kalmaktan ibaret olmadığını, iftar sofralarında bir arada olmaktan dolayı oluşan manevi güçle birlikte insanlar arasında güçlenen sevgi bağları ve de yapılan toplu duaların aslında travmanın yaratmış olduğu olumsuz hislerin yumuşamasına da zemin oluşturmaktadır. Ramazan ayının mağfiret ayı olması ve Allah’ın affetmesi güvencesi yanında kişinin kendisini affetmesi de travmanın üstesinden gelebilmenin en önemli etmenlerinden bir tanesidir. 

Toplumsal hafızanın onarımı geçmişi unutmakla değil ama geçmişle sağlıklı onarıcı bağlar kurmakla mümkün olabilir. Ramazan ayı geçmişle bağ kurabilmenin en güzel zaman dilimlerinden bir tanesidir. Helalleşmek, barışmak, affetmek, birlik ve beraberlik içinde güçlenen sevgi bağının yanı sıra kişinin hep kendi içindeki sesi susturduğu, ancak kendisini dinlediği, kendisiyle barıştığı ve kendisini daha çok sevdiği bir aydır Ramazan. Bu vesileyle kişide gelişen; “Her insan hata yapabilir. Bu yaşadıklarımı yalnız ben yaşamadım. Benden daha ağırlarını yaşayanlarda var. Ben ancak gücüm yettiği kadarını yapabildim” düşüncesi aslında o insanı uzlaştıran ilahi bir atmosfer oluşturup, hem kişiyi hem de toplumu yeniden inşa etmeye yardımcı olan bir aydır ramazan.

Belki bu bir ayda geçmişimize ait travmalar silinemez veya insanın her şeyi unutması da beklenemez… Ancak, her yıl o yaraya merhem sürülür. Bir insana, “yalnız değilsin” ve o topluma “geçmişin yükünü tek başımıza değil, birlikte taşıyabiliriz. Biz nasıl ki bağımsızlık ve özgürlük mücadelemizi kazanmak için savaşıp direnen, onurlu Kıbrıs Türküyüz, bu sevinç ve kurtuluşumuzun devamı için birlik, beraberlik, sevgi ve saygı içerisinde olmaya devam etmeliyiz” mesajını verir. Ve en önemlisi de geleceğe karşı umutlarını hiç tüketmeden, unutmadan, inkâr etmeden, birlikte sevginin ve var olmanın gücüyle dik durmayı hatırlatır. İşte gerçek onarım tam da bu noktada başlar.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR


Yorum Yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.Giriş yapmak için tıklayınız.

Tüm Yorumlar