Ramazan özel: Ramazan Ayı ve Tevekkül

22 Şubat 2026

A
A

KKTC'nin din görevlileri tarafından hazırlanan özel yazılar, Ramazan ayı boyunca her gün bu sayfada yayımlanıyor.

ZgotmplZ

Gülsüm Demirci - Dipkarpaz Camisi Din Görevlisi

Modern insanın en büyük yanılgısı, her şeyi kontrol edebileceğine inanmasıdır. Takvimleri doldururuz, hedefler koyarız, planlar yaparız; hayatın da bu çizelgeye sadık kalmasını bekleriz. Oysa Ramazan, daha ilk gününden itibaren bu yanılsamayı nazik ama kararlı bir şekilde sarsar. Açlıkla, susuzlukla, beklemekle… Ve en çok da tevekkülle.

Tevekkül çoğu zaman yanlış anlaşılır. Pasiflik sanılır, “olanı kabullenmek” zannedilir. Oysa Ramazan’da öğrendiğimiz tevekkül, bir vazgeçiş değil; aksine derin bir fark ediştir. İnsan elinden geleni yapar ama sonucu kendine mâl etmez. İftara dakikalar kala midemiz kazınırken saatin ilerlemesini izleriz. O an, ne hızlandırabiliriz zamanı, ne de açlığımızı kandırabiliriz. İşte tevekkül tam da burada başlar: Gücünün sınırını kabul ettiğin yerde.

Ramazan, bize şunu hatırlatır: Hayat sandığımız kadar bizim kontrolümüzde değildir. Rızık, sadece market raflarında dizili ürünler değildir. Bir lokmanın boğazdan geçmesi, bir yudum suyun ferahlatması bile başlı başına bir lütuftur. Gün boyu aç kalan insan, iftarda önüne gelen ekmeğe bambaşka bir gözle bakar. Çünkü artık bilir: Sahip oldukları, “hak ettiği” için değil, kendisine emanet edildiği için oradadır.

Tevekkül, Ramazan’da sabırla yoğrulur. Oruç, sadece yememek değildir; acele etmemeyi, her isteğin hemen karşılık bulmayabileceğini kabullenmektir. İnsanın iç sesiyle yüzleşmesidir. “Şimdi olsun” diyen nefsin karşısına, “Zamanı var” diyen bir teslimiyetle çıkmaktır. Sahurdan iftara uzanan o uzun saatler, aslında hayata dair büyük bir provadır: Beklemeyi öğrenmek.

Ramazan geceleri ise tevekkülün en sessiz ama en derin hâlidir. Kalabalıklar dağıldığında, ışıklar azaldığında, insan kendiyle baş başa kalır. Dualar daha içten, sorular daha dürüst olur. Çünkü insan, bu ayda şunu fark eder: Her şey yolunda gitmediğinde bile Allah hâlâ iş başındadır. Ve bazen en büyük hayır, anlamlandıramadığımız gecikmelerin içinde saklıdır.

Tevekkül, “Ben elimden geleni yaptım” diyebilme cesaretidir. Ramazan, bu cümleyi öğretir insana. Daha az tüketerek, daha çok paylaşarak, daha az konuşup daha çok dinleyerek…

İnsanın kendine yüklediği gereksiz ağırlıklar hafifler. Kontrol etme arzusu yerini güvene bırakır. Çünkü bu ayda insan, açken de yaşayabildiğini, eksikken de ayakta kalabildiğini görür.

Belki de Ramazan’ın bize verdiği en büyük ders şudur: Her şey bizim planladığımız gibi gitmek zorunda değil. Ve bu, bir eksiklik değil; bir rahmettir. Tevekkül, başına geleni sevmek değil; başına gelenin seni yalnız bırakmadığını bilmektir. Ramazan ise bu bilginin kalbe yerleştiği en bereketli zamandır.

Ay bittiğinde oruç açılır, sofralar normale döner. Ama eğer Ramazan hakkıyla yaşanmışsa, insanın içindeki telaş biraz azalır. Her şeye yetişme kaygısı yerini “Vakti gelince olur” huzuruna bırakır. İşte o zaman anlarız: Ramazan sadece bir ay değil, bir bakış açısıdır. Ve tevekkül, bu bakışın adıdır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR


Yorum Yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.Giriş yapmak için tıklayınız.

Tüm Yorumlar