Ramazan özel: Kur'an Ahlakı

7 Mart 2026

A
A

KKTC'nin din görevlileri tarafından hazırlanan özel yazılar, Ramazan ayı boyunca her gün bu sayfada yayımlanıyor.

ZgotmplZ

Dr. Murat Kayalık - Yakın Doğu Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi

Mekke fethedildiğinde takvimler hicrî sekizinci yılı (11 Ocak 630) gösteriyordu. Hazreti Muhammed’in ve ona gönülden bağlı ilk Müslümanların yirmi yılı aşkın direnişi ve sabrı geride kalmıştı. Kutlu şehir özgürlüğüne kavuşmuştu; fakat asıl soru şuydu: Mekke toplumunun kalpleri de özgürleşecek miydi? Çünkü tarih bize şunu öğretir: Nice fetih vardır ki, kazananlar askerî olarak galip gelir ama ahlaken kaybeder.

Mekke’nin sokaklarında o gün derin bir sessizlik ve tedirginlik hakimdi. Yıllarca işkence edenler, boykot uygulayanlar, sürgüne zorlayanlar ve savaş açanlar; hepsi şimdi Kâbe’nin avlusunda sıralanmış, başları öne eğik, yapıp ettiklerinin sonucunu korkuyla bekliyordu. İçlerinde, dünün kudretli lideri, bugünün ise yalnızca sessiz tanığı Ebu Süfyan da vardı.

Ve Allah’ın elçisi sordu: "Size ne yapacağımı sanıyorsunuz?"

Mekkeliler, belki de tarihin en samimi itirafını yaptılar: "Sen yüce gönüllü bir kardeşsin, yüce gönüllü bir kardeşin oğlusun."

İşte tam bu anda hazreti Muhammed sözünü; uğruna namazını, kurbanını, hayatını ve ölümünü adadığı alemlerin Rabbi Allah’a vererek, hazreti Yusuf’un kardeşlerini affederken söylediği sözlerle cevapladı: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir." (12/Yusuf: 92).

Bu, sıradan bir alıntı değildi; tarihe düşülmüş bilinçli bir nottu. Çünkü hazreti Yusuf da haksızlığa uğramış, kuyuya atılmış, yıllar sonra iktidarın zirvesine çıkmıştı. İntikam alabilirdi; ama affı seçmişti. Hazreti Muhammed de Mekke’de tam olarak bunu yaptı: Güçlünün hukukunu değil, vahyin ahlakını tercih etti. Zaten o, şehre bir fatih edasıyla değil, bir kul bilinciyle girmişti. Mübarek başı o kadar eğikti ki, sakalı neredeyse bineğine değiyordu. O gün insanlar, bu ahlak vesilesiyle bölük bölük Allah'ın dinine girdiler (110/Nasr: 2).

Sadece Mekke fethedilmedi; kalpler fethedildi. Gönüllerdeki zincirler kırılmadı, tamamen eritildi.

Peki, bu duruş sadece son Peygamber’e mi aitti? Yoksa Kur’an ahlakıyla yoğrulmuş, inanmış bir toplumun ortak karakteri miydi?

Aynı çizgiyi, onun en yakın dostu ve mağara arkadaşı Ebu Bekir’in hayatında da görürüz. Ebu Bekir, İslam tarihinin en müstesna şahsiyetlerinden biriydi. Ancak o da bir insandı; kalbi incinebiliyordu. Bu kırılma anı, kızı ve müminlerin annesi Ayşe hakkında ortaya atılan iftira ile gelir. Hicrî beşinci yılda (Ocak 627) yaşanan ve tarihe İfk Hadisesi olarak geçen bu olayda, Medine zehirli bir dedikoduyla sarsılır. Münafıkların öncülük ettiği bu iftiraya, ne yazık ki bazı Müslümanlar da söz taşıyarak dahil olur. Bu isimlerden biri, Ebu Bekir’in akrabası ve maddî olarak desteklediği Mistah’tır. Bir baba için bundan daha ağır bir imtihan olabilir mi? Ebu Bekir’in ilk tepkisi serttir, duygusaldır ama insanidir: "Allah’a yemin olsun ki, Ayşe hakkında söylediklerinden sonra Mistah’a bir daha yardım etmeyeceğim."

Tam bu noktada yüce Allah devreye girerek onu daha yüce bir ahlaka davet eder: "İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir." (24/Nur: 22).

Bu soru sarsıcıdır: "Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız?"

Ebu Bekir durur, düşünür ve ağlayarak cevap verir: "Evet! Vallahi Allah’ın beni bağışlamasını isterim." Sonra ne yapar? Mistah’a yardımı yeniden başlatır. Yetmez, daha da artırır ve şunu ilan eder: "Allah’a yemin olsun ki, ona verdiğim yardımı asla kesmeyeceğim."

Bu, sadece bir aile meselesi değildir. Bu, Kur’an ahlakının insanı nasıl dönüştürdüğünün canlı bir örneğidir. Haklı bir öfke, ilahi bir dokunuşla aşılmıştır.

Mekke’de gücün affa boyun eğdiğini, Medine’de ise öfkenin merhamete teslim olduğunu görüyoruz. Biri fetih anında, diğeri iftira anında. İkisini de mümkün kılan şey aynıdır: Kur’an ahlakı. Erken İslam toplumunu farklı kılan belki de tam olarak budur: Allah'ın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilmez ruhu. Bu samimiyet, bir ferdi, bir aileyi ve bir toplumu dönüştürmeye muktedirdir.

Lefkoşa’dan Medine’ye; önderimiz, rehberimiz ve her şeyimiz olan hazreti Muhammed Mustafa’ya sonsuz salat ve selam olsun…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR


Yorum Yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.Giriş yapmak için tıklayınız.

Tüm Yorumlar