
"Bütün intihar söylemleri ciddiye alınmalı"
3 Temmuz 2026
Güncelleme: 3 Temmuz 2026
Yılın ilk altı ayında 7 kişinin intihar ederek yaşamını yitirdiği süreçte, Psikiyatrist Dr. Öznaçar, kayıpların önlenebilmesi için kurumlar arası iş birliği, erken müdahale ve bilimsel çalışmaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Yılın ilk yarısında 5 farklı yaş grubundan toplam 7 kişi intihar ederek hayatını kaybetti. Vakaların yaş dağılımına göre bir kişi 12-14, bir kişi 15-17, üç kişi 22-29, bir kişi 40-49 ve bir kişi de 60 yaş üstü yaş grubunda yer aldı.
Depresyon, bipolar bozukluk, şizofreni ile alkol ve madde kullanım bozukluklarının yanı sıra travma ve istismar gibi yaşantılar, intihar riskini artıran ve kişiyi intihara yatkınlaştırabilen faktörler arasında gösteriliyor.
İntiharı önlemeye yönelik çalışmalar ile bir kişinin intihar düşüncesi, söylemi, niyeti ya da planı ortaya çıktığında yapılması gerekenler birbirinden farklılık gösterirken; vaka incelemeleri ve bilimsel araştırmalarda ani kararlar alınması, alışılmadık davranışlar sergilenmesi, ayrılık, statü kaybı ve beklenmedik travmatik yaşantılar gibi kriz durumları da risk işaretleri arasında yer alıyor.
İntihar riskinin tespit edilmesine yönelik kesin bir ölçüm aracı bulunmazken, intihar davranışını öngörebilmek amacıyla geliştirilen bazı ölçekler klinik görüşmelerde kullanılıyor.
ÖZNAÇAR: ÜLKEYE ÖZGÜ FAKTÖRLERİ İNCELEYEN DAHA GENİŞ KAPSAMLI ÇALIŞMALARA İHTİYAÇ VAR
TemAda Psikiyatri Merkezi kurucusu ve Kıbrıs Travma, Afet ve Kriz Çalışma Grubu üyesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Zeki Öznaçar, psikolojik nedenlerle yaşanan can kayıplarının öngörülebilirliği, önlenebilirliği ve bu alandaki kayıpların azaltılması için yapılabilecek çalışmaları MYK Haber'e değerlendirdi.
İntiharın, birçok etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan multifaktöriyel bir davranış olduğunu belirten Psikiyatri Uzm. Dr. Zeki Öznaçar, bu nedenle intiharların önceden tahmin edilmesinin zor olduğunu ve bu tür kayıpların önlenebilmesi için de çok yönlü ve kapsamlı çalışmalar yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Daha önce yapılan çalışmaların temel veriler sunduğunu ancak yetersiz kaldığını ifade eden Dr. Zeki Öznaçar, "İntiharın nedenlerini ortaya koyabilmek ve bu konuda neler yapılabileceğini belirleyebilmek için, ülkeye özgü faktörleri inceleyen daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır." dedi.
İNTİHAR RİSKİNE İŞARET EDEN BELİRTİLER NELER?
İntiharı önlemeye yönelik çalışmalar ile bir kişinin intihar düşüncesi, söylemi, niyeti ya da planı ortaya çıktığında yapılması gerekenlerin birbirinden farklı olduğunu ifade eden Dr. Zeki Öznaçar, vaka incelemeleri ve bilimsel araştırmalarda bazı risk işaretlerinin tespit edildiğini kaydetti. Bu işaretler arasında ani kararlar alınması, alışılmadık davranışlar sergilenmesi, ayrılık, statü kaybı ve beklenmedik travmatik yaşantılar gibi kriz durumlarının yer aldığını belirten Dr. Zeki Öznaçar, bu tür etkenlerin kişiyi intihar davranışına yöneltebildiğini söyledi.
"İNTİHAR BELİRTİLERİ KİŞİDEN KİŞİYE DEĞİŞİYOR"
Dr. Zeki Öznaçar, "Bazen mektup yazma, intiharı dillendirme ya da çok dürtüsel davranışlar gibi çeşitli işaretler görülebilir. Ancak bu belirtilerin her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabileceğini de göz önünde bulundurmak gerekir." dedi.
İNTİHAR ORANLARINI AZALTMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?
İntihar davranışlarının önlenebilmesi için devletlerin, kurumların, toplumun ve sağlık çalışanlarının iş birliği içinde hareket etmesi gerektiğini belirten Dr. Zeki Öznaçar, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) bu alanda hazırladığı bir eylem planı bulunduğunu ve bazı ülkelerin bu planı uyguladığını ve örgütün önerdiği dört temel müdahaleye değindi. Bu müdahalelerden birinin, silah gibi ölümcül araçlara erişimin mümkün olduğunca sınırlandırılması olduğunu ifade eden Dr. Zeki Öznaçar, bir diğer önemli başlığın ise medyanın konuya sorumlu bir yaklaşımla yer vermesi olduğunu kaydetti. Özellikle gençlerde sosyal ve duygusal becerilerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmasının önemine dikkat çeken Dr. Zeki Öznaçar, ayrıca bireylerde risk oluştuğunda bunun erken fark edilmesi ve gerekli takibin sağlanmasının kritik bir unsur olduğunu vurguladı.
RUH SAĞLIĞI HİZMETLERİNİN YETERLİLİĞİ...
Ruh sağlığı hizmetlerinin yeterliliği konusunda değerlendirmelerde bulunan Dr. Öznaçar, ruh sağlığı hizmetlerine erişimin yeterliliği, sağlık çalışanlarının bu konudaki duyarlılığı ve bilgisi ile toplumun farkındalığı gibi birçok unsurun bu alanda belirleyici olduğunu söyledi.
Dr. Öznaçar, yapılan çalışmalarda intihar girişiminde bulunan kişilerin neredeyse yarısının girişimden önceki bir ay içerisinde bir sağlık kuruluşuna başvurduğunu ve bunun bir tür yardım arayışı olarak yorumlandığını vurguladı. Sağlık kuruluşlarında görev yapan personelin risk işaretlerini tanıyabilecek bilgi ve donanıma sahip olmasının önemine dikkat çeken Dr. Öznaçar, bu alanda verilecek eğitimlerin hem risklerin azaltılmasına hem de müdahalelerin daha hızlı yapılmasına katkı sağlayacağını belirtti.

"İNTİHARLARIN ÖNLENMESİ KONUSUNDA BİR İŞ BİRLİĞİ OLUP OLMADIĞINI SÖYLEMEK PEK MÜMKÜN DEĞİL"
Ruh sağlığı hizmeti sunan kişilerin eğitim düzeyinin de önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öznaçar, halkın ve bu hizmetlere ihtiyaç duyan bireylerin ruh sağlığı hizmetlerine erişiminin hem nicel hem de nitel açıdan değerlendirilebileceğini ifade etti.
Ülkede son yıllarda hem psikiyatrist hem de psikolog sayısının arttığını ifade eden Dr. Öznaçar, "Ancak bu alanda işleyen bir sistemin bulunup bulunmadığını, kurumların entegre şekilde çalışıp çalışamadığını ve özellikle intiharların önlenmesi konusunda bir iş birliği olup olmadığını söylemek pek mümkün değil." dedi.
"İNTİHARLARI AZALTMAK İÇİN KURUMLARIN İŞ BİRLİĞİ İÇİNDE HAREKET ETMESİ GEREKİYOR"
İntiharların önlenmesine yönelik ulusal bir eylem planına ihtiyaç olduğunu vurgulayan Öznaçar, bunun multidisipliner bir çalışma gerektirdiğini belirtti. Böyle bir planın okulları, eğitim sistemini, halkın tutumlarını, ebeveynlerin bilgilendirilmesini ve sağlık çalışanlarının eğitimlerini kapsaması gerektiğini ifade eden Öznaçar, psikiyatri alanında görev yapmayan sağlık personelinin de ruh sağlığı ve intiharı önleme konusunda bilgi sahibi olmasının önem taşıdığını söyledi. Bu alanların tamamını kapsayan entegre bir eylem planının gerekliliğine işaret eden Dr. Öznaçar, "İntiharları azaltmak için kurumların iş birliği içinde hareket ettiği, Dünya Sağlık Örgütü'nün tavsiye ettiği ve olmazsa olmaz olarak tanımladığı dört temel maddeyi içeren entegre bir plan hazırlanması gerekiyor." ifadelerini kullandı.
"ÜLKEMİZDE İNTİHAR KONUSUNDA YETERLİ VERİ BULUNMUYOR"
Ülke özelindeki intihar verilerinin önemine de değinen Dr. Öznaçar, sağlıklı değerlendirmeler yapılabilmesi için güvenilir verilere ihtiyaç olduğunu kaydetti. "Ülkemizde gerçekte ne yaşanıyor? Mevcut durum nedir? Neler yapılabilir? Bu sorulara yanıt verebilmek için veriye ihtiyaç var. Maalesef yeterli veri bulunmuyor. Bu nedenle bu alanda veriler doğrultusunda hareket edilmesi gerekiyor." dedi. Ülkeye özgü faktörler ve dinamiklerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Dr. Öznaçar, bu nedenle ülke koşullarına uygun bir eylem planının hazırlanmasının önem taşıdığını ifade etti.
İNTİHAR DESTEK HATTI...
İntihar düşüncesi taşıyan kişilerin, ihtiyaç duydukları anda ulaşabilecekleri bir intihar destek hattının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öznaçar, ülkede geçmişte böyle bir hattın kurulmasının gündeme geldiğini ancak uygulamaya geçirilemediğini söyledi. Dr. Öznaçar, benzer bir uygulamanın Türkiye'de de bir dönem hizmet verdiğini ancak daha sonra kapatıldığını belirtirken, Amerika'da ise uzun yıllardır faaliyet gösteren ve aktif olarak hizmet sunan destek hatlarının bulunduğunu ifade etti.

KİŞİYİ İNTİHARA YATKINLAŞTIRAN FÖKTÖRLER
"Bir insanın çok katı düşünceli olması, 'ya hep ya hiç' tarzında düşünmesi ve dürtüsel davranması, intihar davranışlarına ya da hayatıyla ilgili yıkıcı olabilecek kararlara yönelme eğilimini artırabilir." diyen Dr. Öznaçar, psikiyatrik rahatsızlıklarda, özellikle depresyon, bipolar bozukluk, şizofreni ile alkol ve madde kullanım bozukluklarında intihar vakalarının daha sık görüldüğünü söyledi. Travma ve istismar gibi yaşantıların da insanları intihara yatkınlaştırabileceğini belirten Dr. Öznaçar, bu tür durumların yaşanmasının her zaman kişinin intihar riski taşıdığı anlamına gelmediğine de dikkat çekti.
"AİLESİNDE İNTİHAR ETMİŞ KİŞİLER BULUNAN BİREYLER BİRAZ DAHA YÜKSEK RİSK TAŞIYABİLİR"
Dr. Öznaçar, "Ailesinde intihar etmiş kişiler bulunan bireyler biraz daha yüksek risk taşıyabilir. Meslekler de etkili olabiliyor. Özellikle bazı araçlara erişim imkanı açısından risk artabiliyor. Ancak herkeste 'risk faktörü var' diye intihar davranışı ortaya çıkacak diye bir durum söz konusu değildir. Kişinin kendi özel koşulları da belirleyicidir. Özellikle umutsuzluk, geleceği hayal edememe ve sıkışmışlık hissi, depresif temalı intiharlarda daha belirleyici unsurlar olarak öne çıkıyor. Bu tür durumlar, intihara kalkışma konusunda etkili olabiliyor." diye konuştu.
"İNTİHARA GÖTÜREN RİSKLER BAZEN İÇ İÇE GEÇİYOR"
İntiharın risk faktörleriyle bireyde yatkınlık oluşturan durumların bazen iç içe geçebildiğine işaret eden Öznaçar, "Bunlar birbirinden ayrı şeyler de olabilir. Örneğin ekonomik kriz dönemleri ve işsizlik riski artırabilir. Değer yargılarındaki aşınma ya da ülkedeki yozlaşma gibi durumlar da etkili olabilir. Bireyin toplumla, ailesiyle, kendisiyle ve geleceğiyle kurduğu bağların zayıflaması ya da bu bağların hiç oluşmaması, koruyucu faktörlerin eksikliğiyle birlikte insanı intihara yatkınlaştırabiliyor." dedi.
"İNTİHARA KALKIŞABİLMEK, BELİRLİ BİR EŞİĞİN AŞILMASIYLA MÜMKÜN OLUR"
Bunun yanı sıra bireyin intiharı düşünmesiyle intihara kalkışmasının farklı durumlar olduğunu kaydeden Dr. Öznaçar, "Bu ikisi arasında bir sınır vardır. İntihara kalkışabilmek, belirli bir eşiğin aşılmasıyla mümkün olur." ifadelerini kullandı. Bu noktada "edinilmiş intihar kapasitesi" kavramından söz edildiğini belirten Öznaçar, "Kişinin sık sık yaralanmaya, acıya veya ölüm olgusuna maruz kalması, mesleği gereği ölümle iç içe olması ya da zamanla ölüm fikrine alışması, bazı durumlarda intihar düşüncelerinin eyleme dönüşmesini kolaylaştırabilir." dedi.
"BÜTÜN İNTİHAR SÖYLEMLERİ CİDDİYE ALINMALIDIR"
"İntihar düşüncesi her zaman sağlıksız bir durum olarak değerlendirilmemelidir. Zaman zaman ruhsal açıdan sağlıklı bireylerin aklından da bu tür düşünceler geçebilir." diyen Dr. Öznaçar, bu düşüncelerin bir niyete, plana veya davranışa dönüşmesinin ise farklı bir durum olduğuna dikkat çekti. İntihar niyeti veya planın bulunmasının riski önemli ölçüde artırdığını belirten Öznaçar, "Halk arasında yaygın olan 'intihardan söz eden kişi bunu gerçekleştirmez' düşüncesi kesinlikle yanlıştır. Bütün intihar söylemleri ciddiye alınmalı ve çok hızlı şekilde müdahale edilmelidir. İntihardan söz eden kişi de girişimde bulunabilir, hiç söz etmeyen kişi de. Bu nedenle vakit kaybetmeden harekete geçmek ve uyarı işaretlerini fark edebilmek gerekir." açıklamasında bulundu.
"BAZI İNTİHARLAR ANİ VE DÜRTÜSELDİR"
Her intihar söyleminin kişinin ayrıntılı bir intihar planı olduğu anlamına gelmediğini söyleyen Öznaçar, "Bazı kişiler plan yapmaz, yalnızca düşüncelerini dile getirir. Ancak plan yapmıyor olması, intihara kalkışmayacağı anlamına gelmez. Bazı intihar girişimleri ani ve dürtüsel şekilde gerçekleşebilir. Bunun ayrımını ancak kişiyle yapılacak görüşme sonucunda ortaya koyabiliriz." dedi.

"TÜM İNTİHARLARI YÜZDE 100 ÖNGÖRMEK VE ENGELLEMEK HER ZAMAN MÜMKÜN OLMAYABİLİR"
İntiharları önlemenin önemine vurgu yapan Öznaçar, bazı intiharların dürtüsel ve ani kararlarla gerçekleşebildiğini belirterek, "Bu tür intiharların öngörülmesi zor olabilir. Bu nedenle bir intihar sonrasında kişinin yakınları ya da tedavi sürecinde yer alan sağlık çalışanları da ciddi şekilde etkilenebilir. Tüm intiharları yüzde 100 öngörmek ve engellemek her zaman mümkün olmayabilir." diye konuştu.
İntihar riskinin tespit edilmesine yönelik kesin bir ölçüm aracı bulunmadığını kaydeden Öznaçar, "İntihar davranışını öngörmek amacıyla geliştirilmiş bazı ölçekler bulunmaktadır. Ancak bunların başarı oranları sınırlıdır ve yaklaşık yüzde 50-60 düzeyindedir. Bu nedenle klinik görüşmenin yerini alamazlar." ifadelerini kullandı.
"İNTİHAR RİSKİNİN DEĞERLENDİRİLEBİLMESİ İÇİN KLİNİK GÖRÜŞME YAPILMASI GEREKİR"
İntihar söyleminde bulunan bir kişinin mutlaka psikiyatrik değerlendirmeden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Öznaçar, "İntihar riskinin sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi için psikiyatrist tarafından klinik görüşme yapılması gerekir. Bu değerlendirme sonucunda nasıl bir tedavi ve takip planı izleneceğine karar verilir." diye konuştu. Bu aşamada yatılı ya da ayaktan tedavi kararının önemli olduğunu ifade eden Öznaçar, "Risk düzeyi yüksekse genellikle yatılı tedavi önerilir. Riskin daha düşük ve yönetilebilir olduğu kanaatine varılırsa, bazı durumlarda kişi ayaktan takip edilebilir." ifadelerini kullandı.
BİR KİŞİNİN İNTİHARDAN BAHSETMESİ PSİKOLOJİK AÇIDAN NE ANLAMA GELİYOR?
Bir kişinin intihardan bahsetmesinin psikolojik açıdan ne anlam ifade ettiğiyle ilgili de konuşan Dr. Öznaçar, şunları söyledi:
"Bir insan intihardan bahsediyorsa, o kişinin ruhsal enstrümanlarında ya bir kullanım sorunu ya da sınırlı sayıda ruhsal enstrüman bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu enstrümanlar yeterince gelişmemiş olabilir ya da kişi, olağan yaşam olayları karşısında bunları daha az kullanabiliyor olabilir. Bu durum, stresle, yaşam olaylarıyla ve hayatın getirdiği sorunlarla başa çıkma becerilerini de etkiler. Dolayısıyla kişi, elindeki ruhsal enstrümanlar yetersiz kaldığı için intihar söylemini bir ifade aracı olarak kullanmış olur. Çünkü elinde başka bir seçenek olmadığını düşünmektedir. Bazen bunu hayatında sorun olarak gördüğü bir durumu çözmek için, bazen de başka birine yaşadığı sıkıntıyı hissettirmek veya ders vermek amacıyla dile getiren kişiler olabilir. Ancak bu da kişinin elinde başka bir araç kalmadığını ve kendi canı üzerinden bir çözüm üretmeye çalıştığını gösterir."
"ORTADA BİR NİYET VE PLAN VARSA, PSİKİYATRİSTLE GÖRÜŞME KESİNLİKLE ERTELENMEMELİ"
İntihar düşüncesini paylaşan kişilerin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini belirten Öznaçar, "Burada temel amaç, kişiyi bir psikiyatriste yönlendirebilmektir. Yapılması gereken en önemli şey budur. Eğer o anda bir niyet ve plan söz konusuysa, kişinin en yakın sağlık kuruluşuna başvurması sağlanmalıdır. Kişi psikologla görüşmeyi tercih ediyorsa, en yakın psikoloğa yönlendirilebilir. Ancak yaklaşım yargılayıcı veya eleştirel olmamalı; kişinin neden böyle hissettiğini anlamaya çalışarak ve destekleyici bir tutum sergileyerek hareket edilmelidir. Mümkünse kişi, bir psikiyatristle görüşene kadar yalnız bırakılmamalı, yanında olunmalı ve gerekli desteği alması sağlanmalıdır. Özellikle ortada bir niyet ve plan varsa, psikiyatristle görüşme kesinlikle ertelenmemelidir." ifadelerini kullandı.
İLAÇLARA YÖNELİK ÖN YARGILAR...
Toplumda psikiyatrik ilaçlara yönelik ön yargılarla ilgili değerlendirmelerde bulunan Dr. Öznaçar, bu tür süreçlerde bilimsel yaklaşımın esas alınması gerektiğini söyledi. Depresyon, şizofreni, bipolar bozukluk ile alkol ve madde kullanım bozuklukları gibi psikiyatrik rahatsızlıkların intihar riskini artırabildiğini belirten Dr. Öznaçar, bu tür rahatsızlıkların kısa ve orta vadede ilaç tedavisiyle yönetilebildiğini ifade etti. "Çok ağır kriz dönemlerinde, özellikle psikotik hastalarda yatılı tedavi sırasında bazen Elektrokonvülsif Tedavi (EKT) gibi yöntemler de uygulanabilir. Ancak kısa ve orta vadeli sürecin yönetiminde temel araç ilaç tedavisidir." ifadelerine yer veren Dr. Öznaçar, terapinin ise uzun vadeli bir süreç olduğunu ve kısa vadeli kriz yönetiminde ilk tercih edilen yöntem olmadığını dile getirdi.
Toplumda psikiyatrik ilaçların kullanımına yönelik ciddi ön yargılar bulunduğunu ancak riski artıran unsurun psikiyatrik hastalıklar olduğunu, bu nedenle tedavinin de bilimsel yöntemlerle yürütülmesi gerektiğini belirten Öznaçar, şöyle devam etti:
"İlaçların doğru dozda ve doğru şekilde kullanılması, ayrıca düzenli olarak takip edilmesi büyük önem taşır. İlaçların yan etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin akatizi adı verilen bir durum vardır. Bu yalnızca psikiyatri ilaçlarına bağlı olarak değil, başka ilaçlar nedeniyle ya da bazı nörolojik hastalıkların bir parçası olarak da ortaya çıkabilir. Kişide kollarda ve bacaklarda yoğun huzursuzluk hissine neden olur. Özellikle kronikleştiğinde ve tedavi edilmediğinde, intihar riskini artırabilen bir durumdur. Bu nedenle yan etkilerin erken fark edilmesi, gerekli doz ayarlamalarının yapılması ve uygun tedavinin uygulanması önemlidir. Kişilerin eczaneden kendi başına ilaç alması, komşu tavsiyesiyle ilaç kullanması veya ilaçları bilinçsiz şekilde tüketmesi ciddi sorunlara yol açabilir. Yan etkilerin takip edilmediği ve gerekli müdahalelerin yapılmadığı bu tür durumlar nedeniyle, psikiyatrik ilaçlar toplumda zaman zaman kötü bir üne sahip olmuştur."
"PASİF İNTİHARLAR KARŞISINDA DA DİKKATLİ OLUNMALIDIR"
İntiharların daha az bilinen yönlerinden biri olan pasif intihar kavramıyla ilgili de konuşan Dr. Öznaçar, "Kişinin fiziksel bir rahatsızlığının bulunması ve bu rahatsızlık için gerekli tedaviyi almaması ya da yeterince uygulamaması, ölümünü hızlandırma niyetiyle tedaviye uyum göstermemesi pasif intihar olarak nitelendirilebilir. Bu tür durumların fark edilmesi oldukça zor olup, yeterince bilinmediği için tanınması da güçtür." dedi.
"TEDAVİYLE BİRLİKTE ORTAYA ÇIKAN ENERJİ ARTIŞI, İNTİHAR DÜŞÜNCESİNİ EYLEME DÖNÜŞTÜREBİLİR"
Depresif temalı intiharlarla ilgili de açıklamalarda bulunan Dr. Öznaçar, depresyon tedavisinde paradoksal intihar riskine dikkat çekti. Depresyondaki kişilerin tedaviyle birlikte enerji kazanmasının, bazı durumlarda intihar düşüncesini eyleme dönüştürmelerine yol açabileceğini belirten Dr. Öznaçar, bu nedenle hastaların düzenli aralıklarla takip edilmesi ve tedavi sürecinin yakından izlenmesinin büyük önem taşıdığını söyledi.
Depresif temalı intiharlarla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Dr. Öznaçar, depresyon tedavisinde "paradoksal intihar" olarak adlandırılan bir durumun görülebileceğini belirtti. Tedaviyle birlikte ortaya çıkan enerji artışının bazı durumlarda kişinin intihar düşüncesini eyleme dönüştürmesine yol açabileceğini söyleyen Öznaçar, bu nedenle hastaların düzenli aralıklarla takip edilmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti.
"TEDAVİ SÜRECİNDEKİ ENERJİ ARTIŞI İNTİHAR RİSKİNİ ARTIRABİLİR"
Depresif temalı intiharlarla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Öznaçar, depresyon tedavisi sırasında iki önemli noktaya dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, "Birincisi, paradoksal intihar olarak adlandırılan durumdur. Tedaviyle birlikte ortaya çıkan enerji artışı, bazı durumlarda kişinin intihar düşüncesini eyleme dönüştürmesine yol açabilir. Bu nedenle hastanın düzenli olarak ve gerekli aralıklarla takip edilmesi büyük önem taşır." dedi.
"HER İYİLEŞME GÖRÜNÜMÜ GERÇEK İYİLEŞME ANLAMINA GELMEYEBİLİR"
Öznaçar, ikinci önemli noktanın ise intihar kararı vermiş kişilerde görülebilen yanıltıcı iyilik hali olduğunu belirterek, "Bazen kişi intihar kararı verdikten sonra ani bir iyileşme görünümü sergileyebilir ya da beklenmedik şekilde sakinleşebilir. Bu durum yanlış biçimde 'artık düzeldi' şeklinde yorumlanabilir. Oysa iyileşme gibi görünen her durum gerçekten iyileşme anlamına gelmeyebilir." ifadelerini kullandı.
"AKLA GELEN HER DÜŞÜNCE DOĞRU OLMAYABİLİR"
İnsanın akıllı bir varlık olduğunu ancak zihninin yanıltıcı özellikler taşıyabildiğini belirten Öznaçar, "Kişinin aklına ilk gelen düşüncenin, özellikle yıkıcı davranışlara dönüşebilecek olanları sorgulaması önemlidir. Çünkü insan zihni yanılsamalar oluşturabilir. Örneğin depresyonda, kişinin bu durumdan çıkamayacağına veya depresyonun hiç geçmeyeceğine dair yanılsamalar görülebilir. Bu oldukça yaygın bir durumdur. Nasıl ki grip olduğumuzda ateş bir belirti olarak ortaya çıkıyorsa, depresyonda da bu tür düşünceler yaygın şekilde görülebilir. Bu nedenle akla gelen her düşünceyi yüzde 100 doğru kabul ederek hareket etmemek ve bunların bir yanılsama olabileceğini bilmek önemlidir." açıklamasında bulundu.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Bizi Facebook'ta takip edin!
mykibris.com'u Facebook üzerinden takip edin, son paylaşımlardan haberdar olun.






























Yorum Yap
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.Giriş yapmak için tıklayınız.
Tüm Yorumlar